12 Temmuz 2012 Perşembe

"Her dem yeni doğarız bizden kim usanası"


Şu sıralarda zihnim sürekli Yunus Emre'yle meşgul.

Edebiyat ve düşünce dünyamızda, yirminci yüzyıl boyunca, kimliği, mezhebi, meşrebi, dünya görüşü ve türbesi konusunda ciddi anlaşmazlıkların ve kavgaların yaşanmasına sebep olan bu büyük sufi şair hakkında son zamanlarda ne kadar az yazılıp çizildiği sizin de dikkatinizi çekti mi?

Yunus için, kendi şehirlerinde yattığı iddiasından hiç vazgeçmeyen Eskişehirliler ve Karamanlılar tarafından hâlâ anma törenleri, sempozyumlar vb. düzenleniyor; fakat artık o eski heyecandan eser yok. Hayatını Yunus Emre'ye vakfetmiş bir ilim adamı olan Mustafa Tatçı da olmasa, koca şair neredeyse unutulacak.

Hâlbuki yakın zamanlara kadar, sağdan soldan, Yunus hakkında yazmayan, onu yeniden yorumlayıp kendi düşüncesinin savaşçısı yapmayan yoktu. Kiminin Yunus'u Batınî ve Bektaşi idi, kiminin Yunus'u Sünni ve Mevlevi; kimininki 'kriz entelektüel' yaşıyordu; kimininki sosyalistti, kimininki hümanist, kimininki Türkçü, kimininki İslâmcı... Nâzım Hikmet, Kuvayı Milliye Destanı'nda:

Başka türlü anlıyorum ben Yunus'u:
bence onda bütün bir devir dile gelmiş Türk köylüsü:
öte dünyaya dair değil,
bu dünyaya dair kaygılarıyla...

diyor, Sabahattin Eyüboğlu ise Yunus'un "kitapsız, tapınmasız, törensiz, kıblesiz bir inancın adamı" olduğunu iddia ediyordu.

Farklı ideolojilere mensup aydınların kendi dünya görüşlerine uygun Yunuslar yaratmaları anlaşılabilir. Hatta Yunus'un her görüşe hitap edebilecek zenginlikte bir şiir yazdığını düşünerek bu farklı yorumları sempatiyle de karşılayabiliriz. Fakat dünya görüşündeki dalgalanmalara paralel olarak kendi Yunus portresini sürekli değiştirenlere ne demeli?
Rahmetli Abdülbaki Gölpınarlı, tasavvuf tarihinin ve eski edebiyatımızın gelmiş geçmiş en büyük uzmanlarından biriydi. Türk-İslam tarihiyle, kültürüyle, edebiyatıyla ilgilenip de ondan beslenmemiş olan yoktur. Burhan Toprak'ın divan şairlerini yerin dibine batırarak yücelttiği, kendi içindeki yangını söndürmekten başka bir şey düşünmeyen ferdiyetçi Yunus'una ilk o itiraz etmiş, onun hazırladığı divandaki yanlışları göstermek için yazma ve basma divan nüshalarına gömülünce kendini Yunus Emre şiirinin uçsuz bucaksız dünyasında bulmuştu.

Gölpınarlı'nın keşfettiği ilk Yunus, Bektaşi idi. Bektaşi erkânının 13. yüzyılda henüz teşekkül etmediği itirazı gelince, ona Babai zümresine ve tarikat silsilesi itibariyle Hacı Bektaş'a mensup olduğu için Bektaşi dediğini yazmıştı. Yani Gölpınarlı'nın ikinci Yunus'u Babaî'dir. 1940'larda Maarif Vekili Hasan Âli Yücel marifetiyle uygulanan kültür politikasının tesiri altında hümanist ve sosyalist bir Yunus portresi çizen Gölpınarlı, 1945 yılında yayımlanan Divan Edebiyatı Beyanındadır adlı ünlü eserinde, divan şairlerini, Burhan Toprak gibi -aşağı yukarı aynı gerekçelerle- yerden yere vurmuş, buna karşılık halk şiirini ve Yunus'u yücelterek alternatif olarak sunmuştu. 1946 yılında çıkarılan ve ismiyle de eğilimini belli eden Yığın dergisinin ilk sayısına yazdığı yazı şöyle bir başlık taşıyordu: "İnsanı ve İnsanlığı Her Şeyin Üstünde Tutan Yunus."

O yıllarda, Yunus'ta tasavvufun soyutlayıcı bir felsefe olmaktan çıkıp insanı ve tabiatı soyutluktan kurtaran bir sistem olarak kullanıldığını düşünen Gölpınarlı, soyut Tanrı sevgisinden yola çıkan Yunus'un somut insan sevgisine ulaştığını söylüyordu. 1960'larda Yunus'u biraz daha sosyalistleştiren Gölpınarlı, ileri yaşlarında tasavvufa yeniden ağırlık vermeye başladı. Asıl şaşırtıcı olan, 1971'de düzenlenen, ağırlıklı olarak Yunus Emre'yi bir hümanist olarak yorumlayan bildirilerin yer aldığı Uluslararası Yunus Emre Semineri'nde, yıllarca Bektaşi olduğunu savunduğu Yunus'un Mevlevi olduğunu ilân etmesiydi.
Muhafazakârların yorumuna gelince: Nurettin Topçu, Mehmet Kaplan, Sezai Karakoç, Hüsrev Hatemi gibi, Yunus'a farklı açılardan bakan ve dikkate değer yorumlar getiren muhafazakârlar da vardır. Fakat onun Batınî ve Bektaşi olduğu iddiası muhafazakâr çevrelerde pek kabul görmemiş, şiirlerindeki hümanizma da dinî ve tasavvufî açıdan izah edilmiştir.

Muhafazakârların kafasındaki Yunus Emre portresinin genel çizgilerini görebilmek için, rahmetli Faruk Kadri Timurtaş'ın Tercüman 1001 Temel Eser dizisinde yayımlanan Yunus Emre Divanı'nın başındaki metni okumak gerekir.

"Her dem yeni doğarız bizden kim usanası" diyen Yunus, unutulası bir şair değildir; her okunuşunda insana yeni kapılar açar, yeni zenginlikler sunar. Onun "Bir çeşmeden akan su acı tatlı olmaya" mısraıyla ne demek istediği tam olarak anlaşıldığı zaman dünyanın daha huzurlu bir yer olacağına inanıyorum.
Bu vesileyle Ramazan-ı Şerif'inizi tebrik ediyor, Yunus Emre Divanı'nın sayfaları arasına gömülmeyi göze alamıyorsanız, Hüsrev Hatemi'nin bu divandan sizler için özenle seçip açıkladığı mısra ve beyitlerden oluşan N'etti Bu Yunus N'etti (Pan Yayıncılık, 2004) adlı antolojisini tavsiye ediyorum.


Beşir Ayvazoğlu

04 Ağustos 2011, Perşembe, Zaman

( "N'etti Bu Yunus, N'etti?" başlıklı yazı)




7 Temmuz 2012 Cumartesi

"Sarışınlık getirir gözlerin akşamlarıma."


Notlar:
-Başlıktaki mısra Cenap Şahabettin'in "Senin İçin" adlı şiirinden alınmıştır.
- Resim:Vincent van Gogh, Self-portrait,1887

"... Van Gogh'dan aşırılmış"



" Açtım Van Gogh'u; Crau Ovasına bakıyorum.: (uzakta) dağ mı, mavilik mi, gökyüzü mü, Van Gogh'un düşü mü bu, birbirine karışan? Çeşit çeşit sarı; maviye yatmıştır: bozulacağını o zamandan sezinleyerek, yeryüzünde öyle sarıların; öyle mavilerin olduğunu sonradan görelim için, belgelemiştir doğayı.

Van Gogh'un tablolarına çokluk, birer belgeymişcesine bakarım ben: doğanın, onun da ötesindeki bir giz'in belgeleridir bir bakıma. Alabildiğine de bir 'özlem' kımıldamaktadır bunlarda.

'Fizik' âdeta, fizikötesini hissettirmek için çalışmaktadır tabloların damarlarında, sinirlerinde.

Tüm tablolarının her santimetrekarelerinde de, "Tanrım! Seni arıyorum!" der gibidir Van Gogh.

Nuri Pakdil

( Bir Yazarın Notları I, Edebiyat Dergisi Yayınları, 3. Baskı, Şubat 2012, Sayfa 85)


Notlar:

-
Başlıktaki ifade Cemal Süreya'nın "Dalga" adlı şiirindeki " İki gemiciynen Van Gogh'dan aşırılmış" mısrasından alınmıştır.-

- Resim: Van Gogh, The Reaping at La Crau

"Dudaklarından kalkarken boynun kurcalar beni"

Notlar:
-Başlıktaki İsmet Özel dizesi şairin "Sevgilime İftira" şiirinden alınmıştır. (Erbain, 1971)
- Resim: Picasso, La Lecture,1932

"aşk için söylediğim her şeyi bir daha söylerim"


Not: Başlıktaki Turgut Uyar dizesi şairin "Aşk İçin" şiirinden alınmıştır. (Büyük Saat, Son Şiirler)

27 Haziran 2012 Çarşamba

"Sevmemek, tozlu, ıslak halılara uzanmak..."


Not:
Başıltaki dize Turgut Uyar'ın "Islaktı Tütünlerle Sülünler" adlı şiirinden alınmıştır.

12 Haziran 2012 Salı

“Yarısı şiir olan bir yaratığım ben”


Not: Başlıktaki ifade F.Hüsnü Dağlarca'nın bir söyleşisinden alınmıştır. (Kitap Zamanı, Sayı: 13, 5 Şubat 2007)

"Her kim zekât vermeyi reddetmişse şiirden gelecek faydaya da muhalefet etmiş olur. "

Not: Başlıktaki cümle İsmet Özel'in 13 Mayıs 2011 tarihinde İstiklal Marşı Derneği'nin Resmi İnternet Sitesi'nde yayınlanan "Şiirin Nüfuz Ettiği Yerde Para Geçmez, Vice Versa" başlıklı yazısından alınmıştır.

" Şiiri görebilişimiz şiirin gösterdiğinden büyüktür. " :)



Not:Başlıktaki cümle İsmet Özel'in 9 Mayıs 2011 tarihinde İstiklal Marşı Derneği'nin Resmi İnternet Sitesi'nde yayınlanan "Şiirin Nüfuz Ettiği Yerde Para Geçmez, Vice Versa" başlıklı yazısından alınmıştır.

4 Haziran 2012 Pazartesi

" çünkü ben ayaklanmanın domurmuş haliyim "


Not: Başlıktaki dize İsmet Özel'in "Yaşamak Umrumdadır" adlı şiirinden alınmıştır.

"Bir hançerin paslanırken çıkardığı gürültü."



Not: Başlıktaki dize Ülkü Tamer'in "Hançer" adlı şiirinden alınmıştır.

31 Mayıs 2012 Perşembe

"-Tanrıbilim ciddi, cehennemse kesinlikle aşağıda-"

"Şair bütün anlamların uzun süre, sonsuzca ve düşünülmüş bir şekilde düzensizleşmesiyle kendini görünmezi gören , bilenmezi bilen kılar. Aşkın, acının, ıstırabın, çılgınlığın bütün şekillerini yaşayarak; bizzat kendini arar, bütün zehirleri kendinde tüketir, bunu da onların sadece özlerini saklamak için yapar. Kelimelerle anlatılmaz bir işkencedir bu, ki bunda şair daha pek çok şey arasında büyük hasta, büyük cani, büyük lânetli - ve en yüksek Bilgin- olur. Çünkü şair ruhunu işlemiştir, çoktan herkesten daha çok zengindir ! Şair bilinmeze ulaşır ve çılgına dönmüş bir halde, görmeleriyle/vizyonlarıyla sonunda aklını kaybedebilir de, o onları gördü bir kere! Duyulmadık ve adlandırılamaz şeylerle yaptığı sıçramada isterse gebersin: daha başka korkunç işçiler geleceklerdir; ötekinin gücünün tükenip yığılıp kaldığı ufuklardan onlar başlayacaklar bu kez!"

A.RIMBAUD
(Paul Demeny'ye, Charleville, 15 Mayıs 1871)
(Çeviren: Mahmut Kanık,"Cehennemde Bir Mevsim & Aydınlanışlar, İz Yayıncılık)
 
Notlar: -Başlıktaki Rimbaud ifadesi şairin "Cehennemde Bir Mevsim" adlı yapıtının "Cehennem Gecesi" bölümünden alınmıştır. (Çeviren: Mahmut Kanık, İz Yayıncılık) 
-Fotoğraf: Arthur Rimbaud, Yaş; 12 (1866)

"İsa yürüyor lâl renkli böğürtlenler üzerinde"


Not:Başlıktaki Rimbaud ifadesi şairin "Cehennemde Bir Mevsim" adlı yapıtının "Cehennem Gecesi" bölümünden alınmıştır. (Çeviren: Mahmut Kanık, İz Yayıncılık)

20 Mayıs 2012 Pazar

"Rüyâsı ömrümüzün çünkü eşyaya siner."



Not: Başlıktaki mısra Ahmet Hamdi Tanpınar'ın "Her Şey Yerli Yerinde" şiirinden alınmıştır.

12 Mayıs 2012 Cumartesi

"Hak edilmiş hüzünlerimiz olacak mı bizim de"


Not: Başlıktaki mısra Edip Cansever'in Tragedyalar(III)" şiirinin "Ağıt" bölümünden alınmıştır.