26 Eylül 2011 Pazartesi

"Bir gün Eleni'nin elleri geliyor"

"O gün bütün şiirleri yakmalı yeniden yazmalı diyorum"
İlhan Berk
Notlar:
-İki dize de şairin "Galile Denizi" kitabındaki "Saint-Antoinein Güvercinleri /I.Eleni'nin Elleri" şiirinden mısralardır.
-Resim: Picasso, Lady with a Fan, 1905

25 Eylül 2011 Pazar

"Her bir gözün melâlini bir yerde toplamış"


"Bu haşr-ı giryede koştur peyinde hulyâmı"

Ahmet Haşim

(Serlevha Ahmet Haşim'in Şi'r-i Kamer'deki "Zühre'ye" şiirinden, alttaki dize ise Göl Sâ'atleri'nde yer alan "Rûzgâr" şiirinden alınmıştır.)

Resim: Pablo Picasso, Nusch Éluard,1938.

21 Eylül 2011 Çarşamba

"Bilirsin ben hoyrat severim."

"sen bir atmacanın en uzun çığlığısın her türlü gökte"*
Turgut Uyar

Notlar:
-Başlık Şairin Türkiyem'de yayımlanan fakat daha sonra Büyük Saat'e almadığı "İthaf I" adlı şiirinden bir mısradır.
- * Turgut Uyar'ın Divan'ındaki "tomris uyar için bir şiir kurma çalışması" adlı şiirinden bir dizedir.
-Gösteri Dergisi’nin Nisan 1981′de yayımlanan 5. sayısında Turgut Uyar ile Tomris Uyar’ın gerçekleştirdiği söyleşiye http://zaferyal.kuzeyyildizi.com/uyarlarsoylesi.jpg adresinden ulaşabiliirsiniz.

16 Eylül 2011 Cuma

"Kocaman bir anaforun üstünde"

"Acı çeken bir gemi gibi bütün tutkular,"

Charles Baudelaire

("Müzik" adlı şiirinden, Kötülük Çiçekleri, Çeviri: Erdoğan Alkan, Varlık Yayınları)

Huy






"Yine alışır mıyım acaba
Şiire tütüne ve insana"

Metin Eloğlu
 (Huy'dan)



"Eve Dön! Şarkıya Dön! Kalbine Dön!"

"Herkesin bahanesi var, senin yok
günahlı bir gölgenin serinliğinde
biraz bekleyebilirsin, daha sonra
burada kalamazsın, başa dönemezsin
ama dön
Eve dön! Şarkıya dön! Kalbine dön!
Şarkıya dön! Kalbine dön! Eve dön!
Kalbine dön! Eve dön! Şarkıya dön!"

İsmet Özel

(Of Not Being A Jew'den...)
.

13 Haziran 2011 Pazartesi

Somut Şiir


“…şiir tepeden tırnağa bir soyutlama işlemidir; çünkü soyutlama, bir tümevarım, en azından bir genelleme, bir durumun, bir olayın, bir geleneğin en belirgin özelliğini, o ülke insanının anlıyabileceği bir kesinlikle belirleme demektir. Tek tek her insanda varolanı, en beşeri yanıyla ortaklaşa kılmaktır. Zekânın, usun en yetkin çalışmasıdır soyutlama. “Gerçekçilikle” soyutlamayı ayrı tutmak bu yüzden yanlıştır. Çünkü, herhangi bir durum, soyutlama yoluyla (belki de sadece o yolla) gerçeklik kazanabilir. Böylece bazılarının anladığı “somutluk”a ulaşmış olur. Somutlama işlemi, ancak, soyut bir takım kavramları açıklamak, örneklendirmek amacıyla başvurulan ilkel bir yöntemdir. Soyutlamayı kıvıramayan, varlığı gerçekliğinden sıyırır, bu kere soyut’un Türkçedeki başka bir anlamıyla “mücerret”, Latin alfabesiyle abes de havada kalır. Daha iyi anlaşılmak için, bütün bu terimlere bir ortaklaşalık vermek gerekiyor.”

Turgut Uyar

(“Korkulu Ustalık” kitabından, sayfa 497, Yapı Kredi, 2009/ Güney Dergisi’nde, Sayı 26, Kasım 1969’da yayınlanmış “Turgut Uyar İle…” başlıklı söyleşiden… )


24 Nisan 2011 Pazar

Kurtlu

Niye böyle niveala’lar sürünüp peronlarda geceleniyorsun
Rugan kediler yedi çoktan Van Gogh’un güneşlerini
İşportacı bir horoz ötüyor körler rampasında
Aynalarım taraklarım kara güneş gözlüklerim

Bu tiren bir firavun düşünden çıkıp gelmiş
Rimbaud olsa bir al tavşan çizerdi papirüslere
Bu çıplaklar kurumunda bir mantolu maymun
Yumuşak bir geyle söküyor akıl dişlerini

Günlerdir raylarda bir topal koşma
Budha’ymış bir ak çiçeğe tosladık zaar
Filler gibi kaşınıyor alçıdaki bacağım
Ondan böyle bu düdükler böyle kurtlu bu bahar

Can Yücel

( Yeditepe, 15 Nisan 1958)


Resim: Vincent Van Gogh

7 Şubat 2011 Pazartesi

Dağlarca Yazdı Ama...

Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın ölümünden sonra, edebiyat dostları olan dostlarım arasında küçük ölçekte bir soruşturma yaptım: Bir tek sorudan ibaretti bu soruşturmam: 'Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın şiir kitaplarından en beğendiğiniz hangisidir?'

Buna belki de inanmayacaksınız, ama soruşturmama verilen cevapların tamamı, en beğendikleri kitap olarak 'Çocuk ve Allah'ın adını vermişlerdi; sayısı belki de yüz'ü aşan şiir kitaplarının, 'Çocuk ve Allah' dışında hiçbiri, bu soruşturma cevapları arasında yoktu!

Dağlarca'yı sadece Türk edebiyatında değil, Dünya edebiyatında da, tekil kılan onun şiirinin niteliği kadar, niceliğidir de elbette. Asla küçümsemek için söylemiyorum: Bu kadar çok şiir kitabı yayınlayan başka bir şair olmadığına göre, Dağlarca'nın Guinness Rekorlar Kitabı'nda yer alması gerekir.

Ortada tuhaf bir paradoks var: Dağlarca, yüz'e yakın (belki de yüz'ü aşkın!) şiir kitabı yayımlamış olmasına rağmen, sadece (evet, sadece!) bir tek şiir kitabıyla, 'Çocuk ve Allah'la öne çıkıyor, o kitapla hatırlanıyor! 'Çocuk ve Allah', bu anlamda bir 'kült-kitap';- başka bir deyişle, 'Dağlarca kültü'nün kitabı...

'Çocuk ve Allah', benim için de Dağlarca şiirinin başyapıtıdır. Dağlarca, 1940 yılında yayımladığı bu ikinci kitabıyla, şiir alanındaki büyük ve olağanüstü yeteneğinin tamamını (evet, tamamını!) ortaya koymuştur. Daha sonra yazdıkları, 'Çocuk ve Allah'ın açık ya da örtük, bir devamından ibarettir. Dostoyevsky'nin Gogol'un 'Palto' hikâyesine ilişkin sözünü, Dağlarca şiirine uyarlayarak söylersem, "Dağlarca'nın bütün şiiri, 'Çocuk ve Allah'ın cebinden çıkmıştır" ve 'onun 'kült-kitap' olmasının nedeni, bana göre elbet, işte tastamam budur!

Dağlarca, şiirini hiç değiştirmedi. Destanlar, metafizik şiirler, devrimci şiirler ve akla gelebilecek her konuda yazdığı şiirler, konu olarak farklılıklar gösterse bile, derin yapı'da ya da Biçim'de herhangi bir değişiklik göstermezler. Dağlarca, sürekli olarak, 1940 yılından başlayarak edindiği o büyük biçimsel ustalığı kullanmış, şiirini hiç değiştirmemiştir. Öte yandan, mesela, bir Behçet Necatigil'i, bir Oktay Rifat'ı düşünelim. Ne Necatigil'in ne de Oktay Rifat'ın, üzerinde herkesin birleşeceği 'kült kitap'ları yoktur. Necatigil ve Oktay Rifat için birer küçük soruşturma yapılsa, eminim, bir tek kitap üzerinde birleşilemediği açık ve seçik bir biçimde görülecektir.

Burada bir kriterden söz ediyorum: Bir şairin çok sayıda şiir kitabı yazmışken, bunlardan sadece biri üzerinde bir konsensüs, bir uzlaşım sözkonusu olabiliyorsa, bu, o şairin şiirini hiç değiştirmediğini gösterir. Necatigil ya da Oktay Rifat'ın şiir kitapları üzerinde böylesi bir uzlaşımın olmaması, onların şiirlerini Biçim olarak sürekli değiştiren şairler olmalarındandır.

Bir başka mesele de, 'çok yazar' olmanın, 'çok satar' olmakla, derin yapı'da aynı şeyi gösteriyor olup olmadığıdır. Kapitalizmin mantığı, 'değişimdeğeri' (exchange value) üzerine inşa edilmiştir;-tıpkı prekapitalist üretim tarzlarının mantığının 'kullanım-değeri' ('use value') üzerine inşa edilmiş olması gibi! Dolayısıyla 'değişim değeri', niceliklerin, 'kullanım değeri' de niteliklerin başat olması anlamına gelir: 'çok yazar' olmakla 'çok satar' olmak, niceliğin başat olduğu bir Dünya'nın içinden yazmak demek değil midir? Belki de Dağlarca bütün niteliklerini 'Çocuk ve Allah'ta tükettiğinin bilinçdışı bir dışavurumu olarak, çözümü, şiir kitaplarının sayısını çoğaltıp niceliği öne çıkarmakta bulmuş olamaz mı?

Düşünmeye değer...

Hilmi YAVUZ
(26 Kasım 2008, Çarşamba günü Zaman'da yayımlanan "Fazıl Hüsnü Dağlarca'da 'Nitelik' ve 'Nicelik' Üzerine Aykırı Notlar" başlıklı yazısı)

"Bir Şiirin Bakır Çağı"


"Bay Horozcu (Oktay Rifat), mahalleye yeni gelen kiracıların çocukları gibi süregelmekte olan oyunun başından başlamak istiyor, üstelik bu oyunun kurallarını bilmeden, salt öykünerek, dün dediğinin tam aksini söyleyerek, acemiye yapıyor bunu. Mahallenin asıl elebaşlarıyla bir anlaşmazlık çıkacağı doğaldı. En iyi, annesi (Hüsam) onu sokağa bırakmamalıydı, diyorum. Perçemli Sokak, bayramlarda çocukların salt patlatmak için ağlaya, tepine annelerine satın aldırdıkları düdüklü balonlara benziyor, o kadar ."

Ece Ayhan
(Bir Şiirin Bakır Çağı'ndan...)

Not: Bu alıntı Perçemli Sokak'a özel bir eleştiri getirmek için değil tenkitteki anlatım gücüne hayranlıktan paylaşılmıştır.

20 Ocak 2011 Perşembe

"kimileyin seviyorum"


"( sevmek kuşların bir an boş bıraktıkları ağaçtır) "

Melih Cevdet Anday

(Sokağa Çıkıyorum'dan)

Resim: Rafal Olbinski

"O mundar, o yedi canlı, topuz gibi çocukları ayaktakımının,"

      
 " düşün, bu piçlere kalacak yarın dünya! "  

Ezra POUND

(Bahçe'den)

Çeviri: Can YÜCEL

"yalnızlıktır denizin tek yasası"




"bir tekne her zaman düşüncelidir"

          Melih Cevdet Anday

       
          (Teknenin Ölümü'nden)

18 Kasım 2010 Perşembe

"O Yıllar Bir Ressam Tanırdım"

"gök çizemezdi"

İlhami Çiçek


Resim: Joan Miro

16 Kasım 2010 Salı

"Karanlık Sözler Ediyoruz Birbirimize"


"haşhaş ve bellek gibi seviyoruz birbirimizi,"

 Paul Celan

Çeviri: Sevil Eryaşar ( Şairin "Corona" şiirinden)